İlkim Öz Psikolog-Yazar, Evlilik ve Aile Danışmanı

Edebiyatist - 5. Sayı

1 Nisan 2015 Çarşamba | Bu Yazıyı Toplam 3693 Kişi Okudu

Psikolog/Yazar İlkim Öz'ün yeni çıkan kitabı "Celladına Aşık Olmak" ın röportajı Edebiyatist Dergisi'nde.

Röportaj: Dilek Karagöz

Psikolog İlkim Öz;

“Anne baba olmayı bilmiyoruz”

Psikolog İlkim Öz’ün son kitabı ‘Celladına Aşık Olmak’ raflarda yerini aldı. Danışanlarının hikayelerine yer verdiği on dokuzuncu kitabında yine birbirinden çarpıcı ve gerçek öyküleri okuyucuları ile paylaşıyor.

Günümüz insanının gitgide mutsuzlaştığını ve yalnızlaştığını söyleyen Psikolog ve Evlilik Terapisti İlkim Öz, celladına aşık olmayı, Stokholm sendromu ile açıklıyor. Öz, celladına aşık olanların çoğunluğunun kadın olmasını ise dikkat çekici buluyor;

“Bu kadınlarımızın çocukluklarını analiz ettiğimizde babaları tarafından sevgi, ilgi, özen, takdir, saygı görmemiş olduklarını fark ediyoruz. Bu kızlar takdir ve onay görmedikleri gibi sürekli, aşağılanmış, ezilmiş ve aile içi şiddete maruz kalmışlar. Çocukluğunda babadan yada anneden onay ve sevgi görmeyen kadınlar ulaşamadıkları ebeveynlerine eş yoluyla ulaşmaya çalışıyorlar. Ve yine kendilerine acı çektiren bir erkeği eş olarak seçiyorlar. Yani Stokholm sendromu. Rehinecisinin kendisine ilgi duyduğunu sanmak ve ona özel duygular yüklemek. Stokholm’deki banka soygununda da rehineler soygunculara yardım etmiş, mahkemede onların aleyhine ifade vermemişler ve hatta aralarında para toplayarak soyguncuları savunması için avukat tutmuşlardı. Üstelik rehin alınan nişanli bir kadın, nişanlısını terk ederek rehinecisiyle evlenmişti. Sana acı çektirene bilinç altından sevgi yüklemesi yapmak. Bizde de çok fazla var bu sendroma sahip olan kişiler.”

Psikolog ve Yazar Öz, çarpıcı bir tespitte bulunarak, toplum olarak anne baba olmayı bilmediğimizi söylüyor;

“İnsanı yalnızlaştıran ve sevgisizliğe iten sebeplerin başında, anne baba olmayı seçen çiftlerin eğitimsizliğini gözlemliyorum. Meslek hayatımda yıllardır süren gerek terapiler gerekse araştırmalarım sonucu gösteriyor ki “anne baba olmayı” ve “sağlıklı çocuk büyütmeyi” bilmeyen bir çoğunluk var toplumumuzda. Hiç kuşkusuz çok düzgün, sevgi dolu, sınırlarını ve sorumluluklarını bilen çocuklar yetiştirmiş aileler de var ama ne yazık ki çoğunluk çok bilinçsizce yaklaşıyor çocuklarına.”

İlkim Öz ile söyleşimiz, aşk ve evlilik üzerine sorularla devam ediyor..

Celladına aşık olmak ne demektir? Sizce yaşadığımız toplumda insanlar arasında sevgisizliği artıran ve çaresizliğe yönelten faktörler nelerdir? İnsanları ‘Cellad’ ya da ‘celladına aşık’ konumuna ne getiriyor?

Günümüz insanı gitgide mutsuzlaşıyor ve yalnızlaşıyor. Ekonomik koşulların getirdiği yüklerden dolayı insanlar daha çok çalışmak zorunda kalıyorlar. Böylelikle özel hayata olan özen ve önem azalıyor. İlişkiler dağılıyor. Aile içinde iletişim zayıfladığı gibi, öfke kontrolsüzlüğü ve şiddete başvurma davranış bozukluğu da epeyce artmış durumda.

Ancak insanı yalnızlaştıran ve sevgisizliğe iten sebeplerin başında, anne baba olmayı seçen çiftlerin eğitimsizliğini gözlemliyorum. Meslek hayatımda yıllardır süren gerek terapiler gerekse araştırmalarım sonucu gösteriyor ki “anne baba olmayı” ve “sağlıklı çocuk büyütmeyi” bilmeyen bir çoğunluk var toplumumuzda. Hiç kuşkusuz çok düzgün, sevgi dolu, sınırlarını ve sorumluluklarını bilen çocuklar yetiştirmiş aileler de var ama ne yazık ki çoğunluk çok bilinçsizce yaklaşıyor çocuklarına. Babalar annelerini dövdükçe çocuklar öfke dolu büyüyor ve bu erkekler çocukları da ileride eşlerine şiddet uyguluyorlar ve çocuklarına sevgi göstermiyorlar. Elbette seviyorlar çocuklarını ama sevginin  ifade biçimini bilmiyorlar.

Celladına aşık olanların çoğunluğunun kadınlar olması dikkat çekici. Bu kadınlarımızın çocukluklarını analiz ettiğimizde babaları tarafından sevgi, ilgi, özen, takdir, saygı görmemiş olduklarını fark ediyoruz. Bu kızlar takdir ve onay görmedikleri gibi sürekli, aşağılanmış, ezilmiş ve aile içi şiddete maruz kalmışlar. Çocukluğunda babadan yada anneden onay ve sevgi görmeyen kadınlar ulaşamadıkları ebeveynlerine eş yoluyla ulaşmaya çalışıyorlar. Ve yine kendilerine acı çektiren bir erkeği eş olarak seçiyorlar. Yani Stokholm sendromu. Rehinecisinin kendisine ilgi duyduğunu sanmak ve ona özel duygular yüklemek. Stokholm’deki banka soygununda da rehineler soygunculara yardım etmiş, mahkemede onların aleyhine ifade vermemişler ve hatta aralarında para toplayarak soyguncuları savunması için avukat tutmuşlardı. Üstelik rehin alınan nişanli bir kadın, nişanlısını terk ederek rehinecisiyle evlenmişti. Sana acı çektirene bilinç altından sevgi yüklemesi yapmak. Bizde de çok fazla var bu sendroma sahip olan kişiler.

Kitaptaki hikayelerde de yer aldığı gibi insan hayatında cinselliğin çok önemli bir yeri var. Ve cinselliğin insan davranışlarının temelini oluşturan güdülerden biri olduğunu biliyoruz. Sizce sağlıklı insanın cinsellikle nasıl bir ilişkisi olmalı?

cinsellik bir içgüdü ve sağlıklı olan her insan cinsel hayatını partneri yada eşi ile yaşar. Araştırma sonuçlarının verdiği bilgiye göre eşlerin cinsel hayatları haftada iki ile dört arasında değişim gösterir. Ancak elbette bunun kesin bir sayısı olmaz. Çünkü cinsellik sadece sex değil aynı zamanda iki kişinin birbirine olan sevgi aktarımıdır. Cinselliği salt sex olarak görmek yani sadece güdü doyumu olarak görmek de toplumumuz erkeklerinin önemli bir yanılgısı. Kadın danışanlarımın çoğu, eşlerinin kendilerine sadece ve sadece seks için dokunduklarını onun dışında elini tutmak, sarılmak, sevgi sözcükleri söylemek gibi yaklaşımlarının asla olmadığından şikayet ederler. Kadınlar önce başlarını dayıyacak sevgi ve güven dolu omuzlar ararlar.

Yaşadığımız dönemde öne çıkan bakış açılarından biri de aşk ile cinselliğin ayrı ayrı ele alınması… Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce aşk ile cinsellik ayrılabilir mi? ‘Tek gecelik ilişki’ olarak türetilen bir kavram var. Bu algıyı nasıl açıklıyorsunuz?

Aşık olmak ile birini elde etme isteği arasında nasıl bir ayrım vardır?

Aşk ile cinsellik içi içe elbette. İnsan aşık olduğu kişiyle bütünleşmek arzusu duyar. Bu arzu hem karşı tarafın ruhu hem de bedeni ile bir olma arzusudur. Kişi bu arzuya eriştiği zaman aşk zaman içinde yerini güçlü ve güvenilir bir sevgiye bırakır.  Karşılıksız aşklarda ise, aşık olunana kişiye  erişilemediği için o aşk bir ömür boyu sürer. Aşkın dinamiği karşı tarafı arzulamak ve kavuşamamaktır aslında.

Tek gecelik ilişkiye gelince, tek gecelik ilişkiler bazı erkekler tarafından her zaman talep gören ilişkilerdir. Burada erkeğin neden böyle bir ilişkiyi talep ettiğine dair birden fazla sebep vardır.

Bazı insanlarda güdü-dürtü bozukluğu vardır. Bu kişiler sexi aşkla karıştırırlar. Karşı tarafı dürtüsel olarak olağanüstü arzularlar, elde ettikten sonra ise güdüsel açlıkları dindiğinden karşı tarafı bir daha aramazlar. Sex bağımlılarında görülen bir davranış bozukluğudur.

Toplumda otorite simgesi olarak erkek genelde cellad, kadın ise celladına aşık olan rolünde algılanıyor. Sizin gözlemlerinize göre bu rollerde kadın erkek oranı nasıl değişiyor?

Ataerkil toplumlarda erkek egemenliği söz konusudur. Ancak her erkek Cellad, her kadın da Kurban değildir elbette. Sağlıklı ailelerde büyüyen, birey olarak saygı gören çocukların ileriki yaşlarda yetişkin olduklarında evliliklerinde böyle davranış ve rol bozuklukları yok tabiî ki.

Cellad ve Kurban rol davranış bozukluğunda oran yüzde 50.

Evliliği mantık evliliği ve aşk evliliği diye ikiye ayıran bir tutum var. Bu ifadelerle sizce anlatılmak istenen nedir? Sağlıklı bir karar vermek için insanlara ne önerirsiniz? Böyle bir karar almadan önce kendilerine ne sormalılar? Kendilerini nasıl tartmalılar?

Evlilikte eş seçimi son derece önemli. Evlilik paylaşıma dayalı bir yaşam biçimi ve çiftlerin kişilik özelliklerinin birbiri ile uyumlu olması, evlilikte mutluluğu getirir. Kimi insan mantık evliliği ister, kimisi ise aşk evliliği. Bu bir seçimdir. Mantık evliliği yapmış bir çifte bakıyorsunuz oldukça mutlu ve uyumlular, aşk evliliği yapmış bir çifte bakıyorsunuz çatışma ve kavga içindeler. Aslında bunun bir formülü yok. Uyumlu olmak çok önemli.

Evlilik kararı almadan önce kişi kendisine şu soruları sormalı;

*Onda değişmesini istediğim neler var?

*Bir eş ve evlilikten beklentilerimi yerine getirecek donanımı var mı?

*Ben evlilikten neler bekliyorum?

*Sorumluluk duygusu gelişmiş mi?

*Karşı tarafın anne babasının evliliği ve ilişki modeli nasıl?

Hiç kimse kendi istemediği sürece değişmez. Evlendikten sonra nasılsa ben onu değiştiririm diyenler yanılır. Karşı tarafı olduğu gibi kabul etmek gerekiyor. Aynı zamanda kişinin kendisini bu anlamda iyi tanıması önemli.

Kitaplarınızda anlattığınız hikayelere nasıl geri dönüşler alıyorsunuz? Kitaplarınızdaki hikayelerin okuyucularınızda nasıl etkiler bıraktığınızı hissediyorsunuz?

Celladına Aşık Olmak 19.kitabım. Kitaplarımın çoğunda terapi öykülerini işliyorum. Bundan bir önceki kitabım Aynı Yatakta Üçümüz’de evli erkeklerle beraber olmayı seçen kadınların gerçek hayat öykülerini yazmıştım. O kitaptan geri dönüşlerde kadınlar ağlayarak beni aradılar. Bu hastalıklı ilişkileri neden seçtiklerini kitabımı okuduktan sonra bulduklarını ve ilişkilerini bitirdiklerini söylediler. Aynı şekilde son kitabım Celladına Aşık Olmak’ı okuyan pek çok kadın arıyor beni, e-posta gönderiyorlar ve iç dünyalarındaki çıkmazlara ışık tuttuğumu söylüyorlar.

Kitaplarım gerçek hayat hikayeleri  olduğu için ve hep yaşamın içinden önemli temaları içerdiği için her zaman medyada gündem yaratıyor. Şimdilerde ise yazılı ve görsel basında Stokholm Sendromu konuşuluyor. Toplumumuzun ve kadınlarımızın bilinçlenmesi beni mutlu ediyor.

Ben kitaplarımda bilgilerimi paylaşıyorum. Bilim bunu gerektiriyor. Doğru bilgiyi paylaşmaktır bilim. Yazarlık kısmına gelince, biliyorsunuz ülkemizde yazarlık sosyal hizmet. Ben bu sosyal hizmeti gönülden ve seve seve yapıyorum.

Yorumlar

Bu yazıya yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

Ad Soyad:

E-Mail:

Başlık:

Yorumunuz:

Mutlu Kadınlar Platformu

Eşinizle Kişiliğiniz Ne Kadar Uyumlu? HEMEN TEST EDİN !!!